Hayat bir yarış ve kaçıncı sırada olduğumuzu bilmiyoruz.

Yanlış giden bir şeyler vardı ve bu benimle alakalıydı. Sürüş normal seyrinde gitmiyordu. Yaklaşmakta olan sorunu hissetmekteydim. Grup, süratli bir şekilde gidiyor ve Kuzey Anadolu’daki Kaçkar dağının eteklerinde güzelce ilerliyordu. Kafanızda bir sorunla motor sürmektense durmak, durumu sorgulamak ve düşünmek daha doğrudur.

Yavaşlayıp gruptan ayrıldım, grup yanımdan geçip giderken sorunun ne olduğunu (en azından benim için) anlamıştım. Grup içindeki pozisyonlar, grup lideri tarafından belirlenmişti. Lider, en hızlı motorcuyu grubun başına yerleştirmişti ve diğer sürücüler, beceri sırasına göre onu takip etmekteydi. Daha aşağı konumda olanlar yeteneklerinin sorgulandığını hissetmiş ve “en iyi”ye ayak uydurmak için bir yarış başlamıştı.

Ve gördüm ki bir grup “Maço” motosikletçi arasında yaşanan rekabetten daha tatsız bir şey yok: Sürüş herkes için bir meydan okuma haline gelmişti, bu durum hiç hoşuma gitmiyordu.

Cahillerin Tanrısı bizi bir kazadan korumuştu, ancak, bu, “rekabet” kavramının hayatımıza verdiği zararı gözden geçirmek için de iyi bir fırsattı. (Resim: Çocuklar, hayatın bir yarışma olmadığını unutmayın. Yani, işiniz, dersleriniz, ortaklarınız, malınız ve kariyeriniz hariç demek istiyorum.)

Modern zamanlarda rekabet, ebeveynlerin “beklentilerini” tatmin etmek için çocuklarına oyun hakkı tanımamasıyla çok erken yaşlarda başlıyor. İnsanları tanımlamak için, notlarla, sınıflandırmalarla, sayılarla ve harflerle dolu bir eğitim sistemi ile devam ediyor rekabet. İş ortamı, bu rekabeti, makamlarla, unvanlarla, madalyalarla ve bonuslarla, bedeli ne olursa olsun ulaşılması gereken hedeflerle, daha da pekiştiriyor.

“Olimpiyatlarda en önemli şey kazanmak değil, katılmaktır; yaşamdaki temel husus zafer kazanmak değil, iyi savaşmaktır” diyen modern Olimpiyat oyunlarının kurucusu Pierre de Coubertin’in vizyonuna aykırı bir şekilde rekabetin şiddet içeren yorumu, spor dünyasına da girmiş durumda.

Kazanmak veya kaybetmek kavramının nasıl çarpıtılmış olduğunu görmek için spor konusunda ihtisaslaşan TV kanallarından birinin karşısında biraz vakit geçirmeniz yeterli. Kazanılan her bir puan ya da oyun bir zafer edasıyla kutlanmakta, rakipler arasındaki düşmanlık bir eğlence unsuru olmuş; aşırılık ve taşkınlık oyunun kuralı haline gelmiş; sporların çoğu zevk ve başarı gösterilerinden daha çok sirk oyunlarına benzemiş durumda.

Vekabet virüsü günlük yaşamımızı da zehirlemekte: başarılı olmak yeterli değil: Diğerleri de mutlaka başarısız olmalı ve sosyal medya “intikam” duygusunu daha da abartmakta. Tüm arkadaşlarınız tüm uygulamalarda sizden daha iyi… Gelecek hafta kiminle ve nerede olacağınıza karar verirken bile acele etmek, yarışmak zorundasınız.

Rekabet boş bir hevesle daha da kızışmakta: daha iyi, farklı ve üstün görünme arzusu.

Eski zamanlarda (çok da eski değil) “hırslı” olmak insan karakterinin negatif bir unsuru olarak görülürdü: Şimdiyse her özgeçmişin (CV) “incisi” durumunda. Cambridge sözlüğü “hırslı” olmayı, “başarılı, güçlü ve zengin olmayı çok güçlü bir şekilde arzulamak” olarak tanımlıyor. Bunun çok doğru bir tanım olduğunu düşünüyorum.  Hırs ve benmerkezci bireysel rekabet, grubun önündeki motorcunun risk almasına yol açıp arkadaki motorcularından becerilerinin ötesinde şeyler denemelerine yol açarken, grubu, sınırlara uyulmayan, saygı gösterilmeyen ve nezaketin zayıflık olarak görüldüğü bir alana çekiyor.

Motorun yan ayağını kaldırdım, anahtarı çevirip çalıştırdım: yarışın değil yolculuğun keyfini sürüp, grupla bir sonraki durakta buluşacağım.

Sonuç olarak hayattan ve motordan zevk almak, “yoldan ayrılmak ve bu dünyanın rahat ama yanıltıcı saplantılarını, ne pahasına olursa olsun edinilen başarıyı, zayıfın aleyhine elde edilen gücü, mal hırsını ve bedeli ne olursa olsun ulaşılan hazzı terk etmek” demek.

Motorcular için Yeni Yıl Kararları Motorunuzla Baş başa (veya Diz Çökmüşken)

“PROGRESS” dergisi, Birleşik Krallıkta IAM’in en büyük üyelerinden biri olan LAM’in (Londra İleri Motosikletçiler Birliği) yayın organıdır.  Üyelerinden birinin “Bu Yaz Türkiye’de Gerçekleştirilen bir Sürüş” başlıklı yazısını da okuyabileceğiniz LAM web sitesinde bu motosikletçilerin örnek teşkil eden faaliyetleri hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Son sayıda yer alan ilgi çekici makalelerden biri olan “Motosikletçiler için Yeni Yıl Kararları” başlıklı makaleden, kısa bir alıntıyı dikkatinize sunuyorum. Makale, üzerinden inmediğimiz bu araçları daha yakından tanımaya davet etmekte bizi.

Yeni, taze ve motosikletlerinizi heyecan içinde süreceğiniz yeni yılla birlikte işte size özel “Yeni Yıl Kararları”. Yeni Yıl Kararları deyince aklınıza, sigarayı bırakmak, kilo vermek ve spor kulübü üyeliğinizi gerçekten kullanmak gelebilir… Diğer taraftan, işte uygulayabileceğiniz kararlardan bazılarını aşağıda yer almakta.

1.) Düzenli Bakım: Düzenli bir bakım programına uygun hareket etmeyi tavsiye etmek, bunu uygulamaktan kolaydır. İlk olarak, ne yaptığınızı bilmiyorsanız öğrenmelisiniz. Kaportanın arkasında neler olup bittiğini öğrenmek için zamana ve bir kaç alet edevata yatırım yapmak. Uzun vadede, tamircilere para ve zaman ayırmaktan çok daha hesaplıdır. O zaman, hadi, Yeni Yıla ufak işleri kendiniz yaparak başlayın. İki haftada bir yapılan kontroller çok faydalı olabilir. Problemleri zamanında tespit edebilir, büyük sorunlara dönüşmesini önleyebilirsiniz. Makinenizin nasıl çalıştığını öğrenirken çok eğlenebilirsiniz. Aletleri ve elkitabını satın alın, bir foruma kaydolun ve çok sayıda eğitici videoyu online izlemeye hazır olun.

2.) Düzenli Yıkama: Düzenli olarak yapılan yıkama, motosikletinizi sağlıklı tutmanın en önemli kısımlarından biridir. Motorunuza milyon dolarlık bir görüntü kazandırmak sadece gözlerinize iyi gelmekle kalmaz, motorunuza estetik değerden daha fazla katkı sağlar. Düzenli olarak yıkanması, motorunuzun boyasını formda tutar, ama motorunuzun zincirleri, kauçuk boruları ve metal konstrüksiyonu size en fazla müteşekkir kalacak parçalardır. Zincirinizin baştan sona temizlenmesi gerekir, yapışan kirler, metal konstrüksiyonun çürümesine yol açar. Her ay en az bir kere sağlam bir şekilde yıkayarak, motorunuzu sağlıklı tutabilir ve gelecekte büyümesi muhtemel sorun noktalarını daha yakından inceleyebilirsiniz.

3) İşe motorunuzla gidin (Ride to Work): Tabii ki, motosikletçiler için ideal olmayan işler yok değil, ancak bunlar çok az sayıda. İşe araba yerine motosikletle gitmek güne yeni bir boyut kazandırıyor. İnsanların çoğu işe giderken araba kullanmaktan nefret eder, öyleyse, müthiş bir sürüşle daha iyisini yapın ve işinize, tazelenmiş, enerji kazanmış ve uyanık bir şekilde varın. Eve dönerken motor kullanmak da harikadır; tüm stres ve sorunları eve getirmektense iş yerinde bırakmanın mükemmel bir yoludur bu. İşe motorla gidip gelmeyi bir tür meditasyon olarak görün: size iyi gelecektir. HER TÜR hava koşulunda kullanın motorunuzu. Eğer biraz yağmur yağdığında motosikletinizi kullanmaktan çekiniyorsanız, biraz erkek olup, kendinizi zorlamanın tam zamanı. Yağmurda ve güçlü rüzgarlarda motor kullanmak biraz sıkıntılı olabilir, ama bu, motor kullanmaktan tamamen kaçmaya bahane olamaz. Motor kullanma yeteneklerinizi geliştirmek ve deneyim kazanmak için çok önemli bir fırsatı kaçırmış olursunuz. Bir sonraki sürüşünüzün ne zaman olacağına hava durumunun belirlemesine izin vermeyin… Dışarı çıkın ve yeni numaralar öğrenin (İşe motorla gidiş konusunda daha fazlası için buraya tıklayın.

Selim Demirel Anısına

20 Şubat 2017, Pazartesi
One More Mile ailesi dün önemli bir üyesini kaybetti. Tüm OMM arkadaşlarını Selim Demirel ve ruhunun anısına bir dakikalık sessizliğe davet ediyorum. Aşağıda Selim’le ilgili ilk aklıma gelen anım var.
Paolo 

Karamürsel’in Tepesinde Soğuk Bir Ocak 2003 -Selim sağ başta, neon sarı giymiş

“Sürüşü tamamlarken hissettiklerim, aslında başarı duygusundan değil, iç huzurundan kaynaklanan derin bir memnuniyet hissiydi.”

Selim Demirel bu yalın ifadeleri bana 2001 yılında yazdı, onlar da bu kişiyi hayalimde şu şekilde resmetti: Sahip olduğu tek şey olan benliğini geliştirmeyi amaçlayan modern bir çilekeş, artık o da gitti.

Selim’le, ikimizin de ortak tutkusu olan motosiklet vesilesiyle geçen yüzyılın sonunda tanıştım: Selim’in komplike kişiliğinin motorculuk yanında birçok ilgi alanı, tutku ve yetenekle kesiştiğini keşfetmem çok uzun sürmedi.

Ona ilişkin uzun ve canlı yol anılarım var. Ancak, bilgi, deneyim ve hayat hikayelerimizi paylaşırken geçirdiğimiz zamana ilişkin çok daha fazlası hatırımda.

Selim’de tarih tutkusu vardı, coğrafya, tarih ve motorculuğu bir araya getiren seyahate tutkundu. Türkiye’nin tarihi geçmişini görmek ve bunlardan ders almak için seyahat ettiğimde, hayatın anlamı, önümüzdeki kader, öğrenilecek dersler hakkında uzun uzun konuştuk: Kat ettiğimiz yoldan, bilgiden, zamandan daha fazlasını paylaştık.

Selim, bütün büyük hümanistler gibi, şefkat ve merhamet adamıydı: Aşkla üretiyordu ve sunuyordu. Sevgili eşi Başak’a, ailesine ve arkadaşlarına.

Dün gece uyuyamadım, içimdeki sancıyı durduramadım. Nedenini biliyorum: Selim aklımda ve gönlümde büyük bir yer inşa etti, ve şimdi bu yer boş ve hiçbir kelime ya da hatıra onun yerini doldurmayacak. Artık her şey farklı olacak.

Nur içinde yat.

Unut ve Hatırla: Tüm Motorsikletlilerin Şerefine

1998 yılında bazı arkadaşlarla beraber, bir grup ismi arıyorduk. Ve “One More Mile” böylece doğmuş oldu. Kutlamak için küçük bir zafer şarkısı yayımlamıştık. Bu şarkı, 19 yıl sonra halen geçerliliğini koruyor gibi.

GELİN KADEHLERİMİZİ YALNIZ MOTORSİKLETÇİNİN BOYUN EĞMEZ RUHUNUN ŞEREFİNE KALDIRALIM

HARİTALANDIĞINDAN BERİ ÜLKE VE YOLLAR UZUN ANCAK, MOTORSIKLETÇİ YİNE DE BİR MİL DAHA MOTORA GAZ VERECEK, DIŞARIDA YENİ YERLER, İÇERİDE YENİ BİR KUVVET KEŞFETMEK İÇİN. UNUTMAMIZ VE HATIRLAMAMIZ GEREKENLER İÇİN KADEHLERİMİZİ KALDIRIP, ŞEREFE DİYELİM

Son dakikada sürüşü iptal ederek seni yarı yolda bırakan motosikletlileri unut!

Gece, motor sürmek değil de uyumak için diyerek, geriye dönen motosikletlileri unut.

Yağmur yağdığı, soğuk olduğu, yollar çamurlu ve sıcak olduğu için garajda terk edilen motorları unut.

Geçit törenlerini, motorlarını o bardan bu restorana ve otellere sürerek cesaretlerini gösteren büyük grupları unut.

Üniformaları, sıraya girmeleri, konvoyları, kuralları unut.

Unvanları, statüleri, şöhretleri, rozet giymek, etiket göstermek için kalanları unut.

İhtiyat göstermeyi unut, eğlenceli ve güvenli sürüş kamuflajı altına yapılan, acemi yavaş sürüşleri, beceriksizlikleri unut.

Motorun aksesuarlarını, son model parçaları, havalı ekipmanları unut.

Yol seni beklerken masa başında oturmak zorunda olduğun için heba ettiğin günleri unut.

Bir mil sonrasında yeni ülkeler beklerken, geri dönüş yaptığın kavşakları unut.

Güvenli ve rahat olmak için Milyonlarca kez üstünden geçilen yolları unut.

Aile, yağmur, iş, film, TV… bahanesiyle evde kaldığın Pazarları unut.

“En iyiyim, En Yaşlıyım, En Cesurum, En Hızlıyım” demeleri unut.

TÜM BUNLARI UNUT, HEPSİ KAFANDAN ÇIKSIN,

BAHAR YAĞMURUNUN ÖN CAMINDAN KAYIP GİDİŞİ GİBİ,

KENDİ BAŞINA SÜR, MOTORUNA ODAKLAN VE YOLU DİNLE

İŞTE ŞİMDİ 

HATIRLAMAYA BAŞLAYACAKSIN

Seyahatin başında sana yardım eden arkadaşı hatırla!

Başın beladayken duran, arızalı bir motorun acısını paylaşmak için zevkini feda eden motorcuyu hatırla!

O dönemeçte savrulduğunda motorunu ve kırılan gururunu onarmak için kim orda seninleydi, hatırla!

Motorun, sürücülerin, hava, güneş, bulutlar ve her şeyin sen ve makinenin etrafında mükemmel bir uyumla akıp gittiği, o billur gibi dupduru Anadolu gününü hatırla!

Hedefin uzakta, kafanın tüm endişelerden arınmış, dikkatinin sadece motorunda olduğu o uzun geceyi hatırla!

Yaptığın hızın, kulağına, sadece senin bilebileceğin kelimeleri fısıldayışını hatırla!

Mümkün olabileceğini düşündüğünden daha iyi, uzun ve mutlu bir şekilde motor sürdükten sonra, kaskını çıkardığında yüzünde oluşan o gülümsemeyi hatırla!

Gördüğün yerleri, tanıştığın insanları, yazdığın hikâyeleri hatırla!

Seni yeni, keşfedilmemiş ve heyecan verici olanı denemeye zorlamak için, bir az daha ileri giden arkadaşlarını, hatırla!

Şafağın söküşünü, kaportandaki soğuğu, güneşin ortaya çıkıp, yeni bir seyahatin başlangıcını işaret etmesini beklediğini hatırla!

Kış Pazarlarını, yağmurun altında yalnız, soğukta kuvvetli, tüm bağlılıkları, sorunları, teamülleri geride bıraktığın zamanları hatıra!

Bir seyahatin henüz başında beklerken, arkadaşlarının uzaktan gelen ve seni yeni bir özgürlüğe uyandıran ışıklarını hatırla!

Önünden geçen, yabancı tescil plakalarının ulaştırdığı uzak ülkelerin tozuna bulaşmış benzin istasyonunda buluştuğun motorcuları hatırla!

Renksiz, kulüpsüz motorcuları, her zaman sana hoş geldin diyen ve yardıma hazır tamircileri hatırla!

Halen keşfedilmemiş binlerce ve binlerce kilometreyi, bu zengin ülkenin, seni ve motorunu bekleyen tarihi yerlerini, Kalesini, Saraylarını, Duvarlarını, Sahillerini, Harabelerini ve İnsanlarını hatırla!

VE, UNUTTUĞUN VE HATIRLADIĞIN 

HER ŞEY İÇİN,

HER ZAMAN BİR MİL DAHA YAP!

Görmeye başlayın! Hedefe Kilitlenme

Uzun, düz bir yol, güneşli ufuklar yalnız bir sürücü üzerine düşüyor, önde ya da arkada trafik yok. Kilometreler geçtiği sırada sürücü önünde büyük bir çukuru fark ediyor: kötü asfalt, traktörler ve kamyonların darbelerine dayanamamış, yüzey kırılmış ve zamanla delik hem genişlik, hem de derinlik olarak büyümüş. Önemli bir tehlike değil: modern motosiklet ve teknik olarak gelişmiş süspansiyonlar, delikle kolayca başa çıkabilir. Sürücü dikkatli… riske girmek istemiyor ve delikten kaçınmaya çalışıyor: zihni plana kilitleniyor “engelin sağından geç”. Her iki tarafta da yeterince boşluk var fakat dediğimiz gibi sürücü dikkatli ve (mümkünse güvenli biçimde) sağ tarafı kullanarak engellerden kaçınma alışkanlığı var. Plan açık, yol boş, çukur yaklaşıyor ve zihin sağa gidonu iteme planına kilitlenmiş.

Ne yazık ki kilitlenen tek şey zihin değil: görüş de aynı eğilimde. Çukura kilitlenmiş olan gözler kaçınması gereken şeye sabitlenmiş halde hızla yaklaşan tehlikeye bakıyor… ve bir mıknatıs gibi motor, bütün özgürlüğü- ne rağmen çukura giriyor, bir saniyeliğine yalpalıyor ve yeniden düz pozisyonu alıyor.

Bu nasıl olabilir? Diye düşünüyor sarsılmış (fakat yıkılmamış) sürücü. İyi bir planı vardı, bilgi ve tecrübesine dayanarak kaçınmaya çalışmıştı fakat motor “düşmana” doğru ilerlemeye devam etti. Buna hedefe kilitlenme denir ve en iyi sürücülerin dahi başına gelir. Acil durumlarda, gözlerimizi problem-tehlike-tehdit den alarak, çözüm-fırsat-yanıt konusuna odaklanmak o kadar kolay olmaz.

Önümde iyi bir arkadaşım, iyi bir motosiklet ile virajlarda hızlı dans ediyordu; her zaman güvenli ve kontrollü bir hat üzerinde, keyişe ve viraj alma sanatını kullanarak bir virajdan diğerine akıcı bir stilde. Sonra, bir viraj çıkışından bir sonraki pek güvenli gelmedi.

Sağ keskin dönüş, hızla yaklaşıyor ve negatif kavis oldukça belirgin. Dejavu yaşıyorum: aylar önce aynı virajda bir Ducati’nin “tarla” gezintisine çıktığını görmüştük: sadece plastikte birkaç çizik ve sürücü üzerindeki toz toprakla atlatılmıştı fakat birkaç kilometre sonra filtrenin kaçırdığı bir pislik ve yamuk bir supap nedeniyle motor stop etti. Bu sefer ki bir Ducati de- ğildi fakat sürücü tepkisi neredeyse aynıydı. Aniden stop lambası yandı ve önümdeki kaska odaklanmaktan kaçınamadım: kavisin motoru çektiği yer olan soldaki çalılara yönelmişti. Son anda kafa “çözüme” bakarak virajın iç kısmına yani asfaltın viraj için uygun kısmına döndü… ve motor viraja doğru yattı ve bu kez sadece “cezalandırılmamış” bir hat ihlali gerçekleşti. Bir başka “kaçınılmış” hedefe kilitlenme.

OMM sürücülerinden biri yazıyor: “Hedefe kilitlenme iyi bir sürücü için bile en sık karşılaşılan problemlerden biriyse, bunu nasıl önleyebiliriz?” Hedefe kilitlenme düşmandır ve kötü görüş alışkanlıklarından doğar.

Bunların ilki görüşü yönden ayıramamaktır: babanızın size bisiklet kullanmayı öğretmesini hatırlıyorsanız arkanızdan nasıl bağırdığını da hatırlarsınız “Ön tekerleğe bakma”. Bir anlamda halen ön tekerlek yönüne bakma alışkanlığına sahip çocuklarız. Aynı zamanda derinlik ve görüş alanını da hesaba katarız: çok mu teknik? Gerçekte oldukça kolay. Odaklanmış bir görüş ve çevresel bir görüşe sahibiz: birincisi televizyon seyretmenize olanak tanır, ikincisi ise televizyonla aranızdaki halıda bir örümceğin yürü- düğünü bildirir. Örümceğe odaklandığınızda ise televizyonu çevresel görüşünüzde tutabilmeniz gerekir.

Çevresel görüş alanınız ne kadar geniştir? Anlaması çok kolay. Her iki elinizin önünüzde kaldırarak işaret parmaklarınıza odaklanın. Öne bakmaya devam ederek (parmaklarınıza bakmayın) ellerinizi geriye doğru açın. Öne odaklanmaya devam edin ve parmaklarınızın çevresel görüşünüzden çıktığını göreceksiniz. Parmaklarınız görüş alanınızdan çıktığında durun ve açıyı kontrol edin: bu sizin çevresel görüşünüzdür ve kişiden kişiye değişir (160° iyi bir değerdir).

Bu tür çift görüşü nasıl kullanırız: başımızı ve gözlerimizi her fırsatta hareket ettirerek. Motor kullanıyor, yürüyor, bisiklet kullanıyor, yelken yapıyor ya da yatıyor olmanız bir şey değiştirmez. Etrafınızdaki geniş ufkun farkına varın (360°). Çevrenizdeki milyarlarca “olayın” farkına varın. Yukarı, aşağı, sola, sağa ve arkaya bakın (arkaya baktığınızda öne bakmadığınızı unutmayın). Motorda olduğumuzda buna “tarama” diyoruz ve gerçekte ufkun büyük bir kısmının görsel olarak kapsanması ile birlikte görüşün yönden ayrılmasıdır. Bazı veriler hemen işe yarıyor, bazıları gelecekte kullanım için saklanır, bazıları ilgisiz veridir: akıl ve tecrübe onları düzgün biçimde düzenlemenizi sağlar.

Hedefe kilitlenmeyi önlemede ikinci aşama, görüşü ileride tutmaktır: yine “ön tekerleğe bakmayın”. Ne kadar ileri? Bu ne kadar hızlı gittiğinize bağlı: daha yüksek hızlar uzak görüş gerektirir ve uzaklık da hız göstergesine bağlı olarak artar. Görüşünüzü artıramıyorsanız bileğinize hakim olmalısınız.

Artık gözleriniz sürekli hareket halinde ve tarıyor, odaklanmış görüşünüz ileride, çevresel görüşünüz yakınınızda solda, sağda ve önde olanlarla ilgileniyor. Başka? Goril… Bu başka bir şey. Gorilleri görmek için bakmıyorsanız, gorilleri görmezsiniz ya da daha açık şekliyle neye bakarsanız onu görürsünüz. Aniden önünüze çıkan ve gürültülü biçimde takla atmanıza yol açan kibar sürücü tabii ki şaşmaz biçimde “Özür dilerim, sizi görmedim” diyecektir, ama daha doğrusu şöyle demeliydi: “Özür dilerim, motosikletlilere bakmam o yüzden onları görmem”.

Aerositch kurucusu ve eğitmeni Andy Goldfine, https://dps.mn.gov/divisions/ots/mmsc/Pages/default.aspx tarafından üretilmiş hoş bir anahtarlık göndermişti. Sürücüler motosikletlileri görmeye başlamalılarsa motosikletliler de “tehlikeleri ve çıkış yollarını görmeyi isteyerek” önlerindeki problemleri görmeye başlamalıdır. Hedefe kilitlenme, doğru planlama için görüşün kullanılmasıyla önlenebilir: Bakmak yetmez, görmeye başlayın. Son olarak, probleme mi yoksa çözüme mi bakıyorsunuz? Sol bir viraja yüksek hızda keskin biçimde girmek iyi bir şey değildir ve kaçınılmaz şekilde çıkışta dışa açılmanıza yol açar. Şimdi toz, çakıl ve bazen mazot gibi bütün hediyeleri ile yolun kenarı size yaklaşıyor. Bu dokunmak istemediğiniz bir şey . Yolun kenarında sıra sıra kavak ağaçları var fakat şu anda kavağa çıkmak için iyi bir zaman değil. Orası olmak istemediğiniz bir yer. Orada olmak istemiyorsanız neden oraya bakıyorsunuz? Neden görüşünüz, kaçınmak ve bir çözüm için bir kez daha taramak yerine ölümcül biçimde “problemlere” takılıyor? Neden kafamızı ve gözlerimizi sola, virajın içine yatmak ve yön değiştirmek için uygun olan asfalt parçasına doğru çevirmiyoruz? Neden? Neden, hedefe kilitlenmesidir.

Daha fazla pratik mi istiyorsunuz? Önce gözlerinizi çalıştırın: göz jimnastiği ya da
rahatlaması doğruluğu kanıtlanmış bir bilimdir ve bununla görüşünüzü geliştirebilirsiniz. www.stretchnow.com.au/exercises/eyes.htm ya da klasik “Daha iyi görüş” (Better Vision) kitabını da satın alabileceğiniz www.program-for-better-vision.com adreslerine bakın.

Yola, motorda iyi bir arkadaşınızla, arkadaşınız önde yola çıkın ve önünüzdeki yola odaklanın ve tarama yaparken arkadaşınızı çevresel görüş alanı içinde tutun. Çok yaklaşmayın, ama onu iki motor mesafesinde tutun. Önünüzdeki motora sabitlendiğinizi fark ettiğiniz anda aynaya bakın ve hızlı biçimde arkayı kontrol edin. Bu şekilde sadece arkanızı kontrol etme gibi iyi bir alışkanlık edinmekle kalmayacak aynı zamanda önünüzdeki sabitlemeyi de kırmış olacaksınız. Hedefe kilitlenme çok sık tekrarlarsa, bu açık bir yorgunluk belirtisidir. Durun, biraz ara verin, vücudunuzu ve görüşünüzü rahatlatın ve dinç biçimde yeniden yola çıkın.

Görüşünüzü ve gözlerinizi çalıştırın: görmeye başladıktan sonra tek ihtiyacınız olan karar vermek için beyninizdir.