Elit mi Seçilmiş mi?

Tarihi mekânları (birçoğumuz için yeniden) görmek üzere Türkiye’nin Kuzey Doğusu’na, gerçekleştirilen bir grup gezisiydi.  Kullanılan güzergâhtan çok gidilen yerlerin ön plana çıktığı bir gezi. Güzergâh, oldukça makul bir süre içerisinde kilometrelerce yol gitmeye imkân veren otoyollar ve iyi bakılan ulusal otobanlardan oluşmaktaydı. Kaçınılmaz olarak, grubun ilk akşam yemeğinde sıkıldıklarını söyleyenler,  memnuniyetsizliklerini belirtenler vardı : “gerçek motorculara göre değil, viraj yok, dümdüz ve trafiğin yoğun olduğu bir yol”.

Genellikle Dansçılar (günde 200 km’den fazla yok yapmak istemeyen, dar ve kıvrımlı, kırsal kesim yollarını seven motorcular), Kamyoncularla (bir yere gitmek için iyi bir sebepleri varsa günde 500 km. den çok daha fazla yok kat edebilenler) tartışma halindedirler ve birbirlerinin yeteneklerini sorgularlar.

Eğer bir yolda iki dönemeç arası mesafe 200 metreden fazla ise, dansçılar mutlu değildir. Kamyoncular uzaktaki hedeflerine ulaşmak için en hızlı, en rahat ve bakımlı yolları tercih eder. Yani Kamyoncular dünyaya bakarken, dansçılar viraj alma sanatıyla meşguldür: kişisel kültürü geliştirmeye katkısı olan iki iyi gezi yöntemi.

Ve bu ikisi arasında üçüncü bir kategoride yer alan motorcular da var tabii ki: güzergâhlarını gezinin amacına göre belirleyenler:  yolda eğlenmek ve dinlenmek için Dansçıların yollarını tercih eder, eğer hedef belirgin ise, Kamyoncularla uzun mesafelere giderler.

Bu hibrid motorcular, bazen kıvrımlı yollarda uzun mesafeler kat eder, bazen de 50 km uzaklıktaki büyük annelerini ziyaret etmek için otoyolu tercih ederler.

Evet, masa etrafındaki konuşmalar bu minvalde bilindik konular üzerine eğlenceli bir şekilde devam etti, taa ki konu “Motor Kullanma Yetisi”ne gelinceye kadar.

Tam bu noktada bazı Kamyoncular (ve bazı Dansçılar) kılıçlarını kınından çıkardı: “yetkin motor sürüşü”nün teşvik edilmesi “elitist” bir davranıştı. “Hepimiz eşitiz” inancının yaygın olduğu ancak eşitsizliğin giderek arttığı bir toplumda ölümcül bir günah, ağıza alınmayacak bir kelime…

Birini ELITIST OLMAKLA suçlamak, egoist sosyal toplumun çok “hoşlandığı” diğer bazı amaçlara da hizmet eder:

  • “Kendinizi diğerlerinin üzerinde görürsünüz”
  • “Herkesin ulaşamayacağı bir mükemmeliyet seviyesine varmayı hedeflersiniz”
  • “Kendinizi (diğerlerinden) ayrı tutar ve paylaşmak istemezsiniz.”
  • “Ortalama halkın ilgi alanının uzağında ayrıcalıklı birisinizdir ve yeni nesille bağlantınız yoktur”

Biliyoruz, biz Motosikletliler garip bir ırkız: bir yandan sürü zihniyetinin hâkim olduğu bir toplumda bireyselciliğin en uç noktasını temsil etmekteyiz. İnsanlar evlerindeyken,  bizler bu koruyucu alanın dışında, kasklarımızın yalnızlığında seyahat ederiz,

Diğer taraftan, topluluk halinde yaşayan hayvanlar gibiyizdir: küçükken babam tanımadığım insanlarla konuşmamamı söylemiş olsa da, hiç tanımadığı birisi ile  eğer motor üzerindeyse, sohbet etmekten çekinmem.

Grup halinde motosiklet kullanımı oldukça yaygındır. Seyahat ederken karşı şeritte bir motorlu görürseniz, takip eden grubu da görmeniz çok olasıdır.

Sürüyle beraber yaşayan “Yalnız Kurt” gibi, Bu yalnız kurtların bir kısmı yeni bilgiler edinmek, yeni teknikler öğrenmek ve daha iyi avlanmak için çabalarının sonuçlarını diğerleriyle paylaşmaktan hoşlanırlar.

Bunlar ELİTLERDİR: “seçilmiş kesim, en iyisi. Latince “eligere”, seçmek kökünden (Bkz:SEÇİM) Orta Çağ İngilizcesinde “seçilmiş kişi” olarak geçer.

Bir toplumda, belirli bir amaç için iyileri seçmekte yanlış olan bir şey yok: dünyanın her yerinde, beş kıtada gerçekleştirilen ve seçme sürecinde kaçınılmaz olarak yolsuzluğun karıştığı bir dizi seçimi görene kadar tabii ki.

Ve bizler, demokrasiyi paranın gücü olarak adlandırabiliriz, çünkü daha iyi bir alternatifimiz yok. Ve siz de bir işçinin ancak bir yıl boyunca çalışarak kazanabileceği bir miktar parayı harcayıp, en son model motorlardan birini satın alarak “gerçek motorcuların” “elit” dünyasına girebilirsiniz.

Ya seçilme sürecinde ve buna bağlı olarak da “seçilmiş”in pozisyonunda bir hata varsa peki? Bu kolay bir analiz değil, en iyisi bunu daha becerikli kalemlere bırakalım ve tekrar motorcuların akşam yemeğine – elit olma “suçlamasına geri dönelimx.

Yetkin sürüşü teşvik eden, bilginin paylaşılmasını isteyen sürücüler (öğretmenler ve tüm zanaatlardaki ustalar gibi) kelimenin olumsuz anlamıyla elitist midirler?

Bir yetenekte ustalaşmak ve daha sonra öğrendiklerini paylaşmak bir kişiyi “normal insanlardan farklı” olarak Elit, bizim gibi basit sütler arasında “crème de la crème” yapar mı?

Bir şeyler dinlerken Bültenin 107. Sayısında sizlerle paylaştığım  Joe Glydon’un sözleri aklıma takıldı.

 “Diğer tüm geniş katılımlı hobilerde olduğu gibi, motorculuğun payına da insanı sinirlendiren aşağılık tipler düşmekte tabii ki. Beni küplere bindirme konusunda her zaman başarılı olan bu grup, doğruluğu kendinden makul güvenlik tacirleridir. Onları izciler olarak adlandırmak hoşuma gidiyor.

Onları tespit etmek kolaydır. Macera-gezi-amaçlı büyük motorları tercih ederler. Sentetik korumanın katmanları arasında kundaklanmış gibi,  motordan paytak paytak inerler öyle ki,chareketleri, köpük ve cordura ardında gizlenmiş olan görüntüleri doğumda trajik kusurlarla doğmuş bebekleri andırır. 

Motorculuk dininin minbersiz fanatikleri gibi kaldırım kenarları ve park yerlerinde işgal ettikleri hayalet mihraplardan böğürürler…Şort ve askılı atletlerle motor kullanan sapkın gençlerin günahlarından arındırılmasını salık verirler. .. İzciler, yarış parkurlarında verilen derslere katılmayı ve bunlarla ilgili uzun uzun konuşmayı çok severler.  Katı kural ve protokoller kendilerine güven hissi verirken yarış alanının atmosferi onlara erkeksi bir cesaret verir.

Ve, yemeğin sonuna gelmek üzereyken, yere saçılan şarabın da etkisiyle daha çok erkekleri ilgilendiren konular etrafında dönmeye başladı. Joe’nun sözlerinin beni şahsen vurmakta olduğunu hissediyordum: Yeni başlayanların motor kullanmaktan aldıkları zevkin içine etmek için kaç defa eğitici “rol”üne soyunmuştum acaba?

Kaç defa, gruba yeni bir kişi katıldığında “hadi motorlarımıza binip biraz zevk alalım” yerine “gerçekten bu kotla mı sürmek istiyorsun?” muhabbeti yapılmıştır?

Her şey gücün kaynağının ne olduğuna bağlıdır: eğer güç “konumdan” (bir eğitici, yönetici veya patron olmak gibi) kaynaklanıyor ise, paylaşmak sadece, varlığı farz edilen yeteneğin raconunu kesmekten, insanları aşağılamanın bir yolu olmaktan, kotlu beyaz tişörtlü, sıvanmış kolları Malboro’lu”  paganların yakılması için yapılan bir çağrıdan öte bir şey değildir (Joe’nun ifadesidir). Seçilmiş olan birisinden beklenen hiçbir hizmeti topluma (ister motorcular, ister vatandaşlar veya grup üyeleri) vermeden ELİTmiş gibi görünmenin bir yolu..

Gücün kaynağı bilgiye dayandığında ve katılımcılar paylaşımın değerini tam manası ile bildiğinde işte o zaman “seçilen” kişi topluma hizmet ediyor, takımla birlikte hareket ediyor ve arayışta anlayış ve nezaketle eşitlik gösteriyor demektir.

Bilgile dayanan “elit”in rolü, herhangi bir liderlik pozisyonu üstlenmeden gruba, takıma , topluma hizmet etmektir.

İşte o zaman Elit, Seçilmiş’in tüm mutluluğu ile toplumu bir adım ileri götürmek için aynı oyunda kendi öğretmenini yenebilen öğrenciler yetiştirir.

“Elit” hizmet eder ve zaman içinde kendini işlevsiz hale getirmek için çok çalışır. Bu iyi motosiklet kullanmada olduğu gibi tüm ciddi bilgi aktarımında da geçerli bir düsturdur.

Zamanımızın ruhani liderlerinden Halil Cibran’ın sözleriyle bitirelim: “Gerçekten bilge olan bir Öğretmen sizi kendi bilgeliğinin evine davet etmez, aksine, sizi aklınızın sınırlarına doğru yönlendirir”

DÜŞÜNEN BİRİ OLMAK

IAM İleri Sürüş (Teknikleri) dergisinde Peter Rodger imzasıyla 2014 Aralık ayında yayımlanmış bir makale elime geçti.

Yazının başlığı “Düşünen biri olun: sizi düşünmeye sevk edecek bazı fikirler” ve içeriği OMM’nin motorsiklet sürmeye olan bakış açısı ile büyük benzerlikler gösteriyor. Daha da önemlisi bu makale, sadece motosiklet eğitim topluluklarını değil, sosyal kültürümüzü, dolayısıyla ilişkilerimizi ve davranışlarımızı olumsuz etkileyen “dogmatizm”  hastalığına karşı  önemli bir savunma. 

  • Peter Rodger İleri Seviye Motor Sürücüleri Enstitüsünde 2006 yılından bu yana “Chief Examiner”  olarak görev yapmaktadır. Trafik polisliği, sürücü eğitimenliği yapan ve sürüş standartları ile ilgili konulardaki çalışmalarıyla İngiliz Metropolitan Polis Teşkilatına 20 yıl hizmet veren Peter,  2005 yılında emekli olmuştur.

Bay Rodger, değerlendirmesine, motor sürücülerinin yeteneklerini geliştirmek için yaptıkları  çalışmalardaki dogmatizm arayışının örnekleri ile başlamaktadır:

“İster IAM ofisine yazılan mektuplarda isterse test standartları ile ilgili olarak gözlemcilerle gerçekleştirilen seanslarda olsun sorulan soruların birçoğunda, her zaman uygulanabilir genel geçer “kurallar” arandığı görülmektedir. Çift beyaz çizgilerin geçilmesi veya bunlara belirli bir mesafede durulması; hız sınırları, virajlı yerlerde veya bu yerlere yaklaşırken yolun sağ tarafında olunması gibi konularla ilgili sorulardır bunlar. İzlenimim o ki, bu sorularda aranan şey, bir testte olduğu gibi bir kararın doğru ya da tamamen yanlış olup olmadığıdır.” 

Peter daha sonra, herhangi bir durumda ne yapılmasıyla ilgili olarak verilecek kararın (motorun hızının ve/veya yönünün değiştirilmesi gibi) büyük ölçüde mevcut koşullara bağlı olduğuna dair örnekler vermektedir ki bu koşullar sonucu ortaya çıkan durumlar “ben her zaman…” cevabına alternatifler düşünmeyi gerektirecektir.

GERÇEK HAYATTAN ÖRNEKLER

Bir araç sürmeyi ve araca binmeyi bizim için daha fazla ilgi çekici bir hale getirecek bir yere geldik. Bu, bir kimsenin bir aracın direksiyonuna geçip – ister bir kamyon, motosiklet, araba veya otobüs olsun- karşı karşıya oldukları şartlara bakmak zorunda olduğu, şartları yorumlayıp bir karara vardığı durumdur. 

Peki, “ya siyah- ya da beyaz” kuralı hayatın tüm karmaşasına karşı gelebilir mi?. Zannetmiyorum… Ancak, IAM testlerinde izin verilenler gibi bir konuda “ya siyah ya da-beyaz” türünden bir karar vermeye zorlandığım durumlarda bu meselelerin hep var olduğunu görmekteyim.

İleri otomobil veya motosiklet sürüş testleri, gerçek dünyada, gerçek kişiler arasında gerçek seyahatler için uygulanmaktadır. Gerçek hayatta bazen, “her zaman şöyle yap” veya “Sakın şu şekilde yapma” türünden yaklaşımların en iyi sonuçları üretmediği ve hatta bir başka kuralla çeliştiği gerçek kararlarla karşılaşacaksınız. Bu durumlarda, verilecek cevap “….duruma göre değişir” olacaktır. 

İleri sürücülük siyah ya da beyaz olmayla veya yapılması gerekenlerin basit kurallarla ortaya konulması ile olmaz.. Daha çok, olgunlukla, hassas olmakla ve kuralları koşullara uygulayabilmekle alakalıdır. Düşünen sürücü olmakla alakalıdır.

Esasında, bu durum, bırakın ileri seviyede sürücülüğü– sıradan sürücü olmak bakımından da geçerlidir. Ancak, koşullara ve gerçek yaşam deneyimlerine güvenli ve duyarlı bir şekilde uyum sağlamakta yeterli esneklik yoksa ileri sürüş becerileri değersizdir ve ne sizin ne de benim zamanımı harcamamıza değmez doğrusu.

İYİ BİR KARAR ALICI OLMAK

İlk defa anne ve baba olduğunuzda, yeni doğan bebeğinizin yaşamını kontrol edersiniz. Çocuk yeni yeni yürümeye başlarken ona biraz özgürlük verirsiniz, ancak ne zaman yatacağına siz karar verir, onu yatağına siz götürürsünüz. Çocuk büyüdükçe yatma zamanı gittikçe daha geç saatlere alınır. Çocuğunuz büyüyüp okulu bitirdikten sonra artık ona ne zaman yatağa gitmesi gerektiğini söylemezsiniz. Fakat gerektiğinde “Yarın sabah erken uyanıp işe gitmesi gerektiğini unutmamasını” hatırlatabilirsiniz. 

Araç sürmek de buna benzer.

İlk başladığımızda, eğitmenimizin bize yakın dikkat göstermesi kolay anlaşılabilir fikirler vererek ve kuralları öğreterek yardımda bulunması gereklidir.

Ancak kendimizi geliştirdikçe, – elde ettiğimiz deneyimleri ve anlayışımızı kullanmak üzere – düşünmek ve karar almak için daha fazla fırsat verilmesi gerekir. Tabii ki uymamız gereken ilkeler vardır: güvenliğimize dikkat etmemiz, sistematik olmamız, hukuka uygun ve düzgün hareket etmemiz gerekir. Bazen bu ilkelerin birbiri ile çeliştiği de görülebilir: bu durumlarda en çok dikkat edilerek uyulması gereken şey güvenliğin sağlanması ilkesidir. … Tehlikede ama doğru olmaktansa yanlış ama güvenli olmak daha iyidir (Lütfen tehlikeli araç kullanmanın her zaman yanlış olduğuna dair mektuplar göndermeyin – burada vurgulamak istediğim şey ilkeler arasında gerekli önceliklendirme yapmanın önemli olduğu gerçeğidir.) 

Eğer bir “observer”sanız– birçoğunuzun insanların kendisini geliştirmesine yardımcı olmak için yaptığı şeyi yapın- onların birer “düşünür” olmasına yardımcı olun. Eğer “exeminer”sanız “düşünen” çözüm yollarına bakın.  Hepimiz, düşünmenin gerçekleşebilmesi , insanların büyüme ve kendilerini geliştirebilmesi için birbirimize yeterli alan tanımalıyız. “Exeminer” lar adayların “düşünerek çözümler geliştirmesine fırsat tanımalı, “observer”lar düşünmenin gelişimine yardım etmelidir.  Hepimiz bir araç sürerken ya da bir araca binerken düşünmeliyiz.

İleri seviyede sürücü veya binicilik siyah yada beyazla (doğru yada yanlış cevaplarla) ve kuralların basit bir şekilde ortaya konulmasıyla ilgili bir şey değildir. Düşünen sürücü olmakla alakalıdır. Düşünen sürücü kuralları öğrenmeli ve onları duyarlı bir şekilde günlük yaşamda karşılaşılan durumlara uyarlamalıdır.

KÜTÜPHANENİZDEN EKSİK ETMEYİN: “Yolda güvenli motosiklet kullanımına dair saygın kitaplar”

Listemizde sonlarda yer alıyor, ancak elimdeki nüshanın bir hayli yıpranmış olması David Hough’un bilgeliğine ve öğretisinin doğrudan basitliğine tekrar tekrar bakmak ihtiyacı duyduğumun bir kanıtı. Bay Hough başta benim en çok saygı duyduğum “Motosiklet Tüketici Haberleri” (“Motorcycle Consumer News”) olmak üzere şimdiye kadar birçok dergide yetkin motosiklet sürüşü ve cadde ve sokaklarda güvenli sürüş konularında köşe yazarlığı yapmıştır.

David Hough,“Proficient Motorcycling: The Ultimate Guide to Riding Well” isimli eserinde kuru teoriden ziyade eğlence ve espri ile birlikte üzerinde düşünülen deneyimlere yer vermektedir. Yazarın “durum hikâyeleri”, herkesin, şans kutusu boşalmadan önce, doldurması gereken deneyim çantasını takviye etmektedir.

İŞTE KÜTÜPHANENİZDE BULUNMASI GEREKEN ESERLER:

Listelerde aksi belirtilmedikçe Tüm kitaplar İngilizce olarak   Aerostich  web sitesinde mevcuttur.

  1. Motosiklet Yol Sanatı:  İngiltere’de motosikletli polislerin eğitiminde kullanılan bu kitap, güvenli motosiklet sürmenin yöntemleri üzerine en kapsamlı bilgileri içermektedir. (OMM Shop’da bulabilirsiniz)
  2. Motosiklette Tam Kontrol (OMM Shop’da bulabilirsiniz)
  3. Tam Hakimiyet: Lee Parks’dan Yüksek Performanslı Yol Sürüşü Teknikleri (OMM Shop’da bulabilirsiniz)
  4. The Perfect Vehicle: What It Is About Motorcycles Yazan: Melissa Holbrook Pierson
  5. “The Upper Half of the Motorcycle: On the Unity of Rider and Machine” Yazan: Bernt Spiegel
  6. “Bodies in motion” Yazan: Steven L. Thompson
  7. “Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı” Yazan: Robert M. Pirsig
  8. “Proficient Motorcycling: The Ultimate Guide to Riding Well” Yazan: David Hough

Kontra Yönlendirme, Vücutla Yönlendirmeye karşı Yazan: Keith Code (23 Haziran 2015)

Motosiklete nasıl yön verirsiniz? Muhtemelen bu, bir bar taburesinde yapılan pek çok tartışmanın sonudur…

Bileği Bükmek / Twist of the Wrist kitabının yazarı Keith Code, motosikleti gidonu belirli bir yöne çevirerek yönlendirmek ile vucudumuzu yatırarak yönlendirmek arasındaki farkı açıklıyor:

California Superbike okulu, vucutla yönlendirmenin tek başına etkisiz/başarısız olduğunu kanıtlamak üzere kadrosuna sıkıca montelenmiş ikinci bir gidon bulunan özel bir motosiklete sahip.

Tanımlanmış terimlerin yokluğunda gerçekleştirilen tartışmalarının bir çoğu, genellemelere, fikir beyanlarına ve söylentilere dönüşme eğilimindedir. Genellemeleri tartışmak sadece başımı ağrıtıyor.

Motosikletle ilgili en eski tartışmalardan biri olan asırlık kontra yönlendirme – vücüt yönlendirme tartışmasında özellikle bazı somut tanımlamalar yapılmasından büyük faydalar sağlanacaktır. Şimdilik kontra ve vücüt nitelendirmelerini bir kenara bırakıp yönlendirme üzerinde duralım ve yönlendirmeyi, belirli bir nesnenin uzayda belirli bir alana yaklaştırılması veya belirli bir alandan uzaklaştırılması için kesin ve öngörülebilir bir şekilde sevk edilmesi olarak tanımlayalım.

Bu tanımı aklımızın bir köşesinde tuttuktan sonra, vücüt yönlendirmesi iddiasının temelini oluşturan, sadece ayaklıklara uygulanan basınçla motosikletimizin “yönlendir”ilebileceğine dair yaygın inancı gözden geçirelim.

Isaac Newton’un “Her bir hareket için eşit derecede ve ters yönde bir karşı hareket mevcuttur” şeklinde kısaltılan üçüncü hareket kanunu, vücüt yönlendirme tartışmasına ışık tutmak üzere kullanılabilir. Bu kanun genel olarak yanlış anlaşılmaktadır.  Üzerine baskı yapılan bir nesnenin , örneğin motosikletinizin ayaklığı yada yakıt tankı gibi, eşit miktarda hareket ederek baskıya tepki gösterdiği zannedilir. Oysa bu kanunla kasdedilen, kuvvetin eşleşiyor olmasıdır. İlk olarak harekete geçirilen bir kuvvet vardır. Ve bu kuvvete karşı oluşan bir direnç sözkonusudur.

Masanıza 5 kiloluk bir güçle bastırın; eğer masanız 5 kiloluk bir güçle karşı taraftan itiyorsa, hiç bir şey yerinden hareket etmez. Masa karşıdan itebilir mi? Evet. Aslında masanız baskınıza karşı koymaktadır, ama sonuçta sizinkine eşit bir güçle ve karşı yönden bastırmaktadır.

Daha fazla örnek anlamanıza yardımcı olabilir: kendinizi sallanan bir sandalyede oturuyor farzedin. Ayağınızı öne doğru sallanan uçlara bastırın. Ne oldu? Hiçbir şey. Arabanıza oturun ve ön panoya bastırın. Araba ileri hareket eder mi? Motosikletin ayaklıklarına yada yakıt tankına bastırınca da aynı durum sözkonusudur. Tank biraz içeri göçebilir, ayaklıklar aşağı doğru eğilebilir, ancak motosiklet yön değiştirmez.

Diğer taraftan, sallanan sandalyede, vucudunuzu ileri yada geriye doğru atarsanız, sandalye sallanmaya başlayacaktır. Güçler arasında bir dengesizlik yaratmış olursunuz ve böylece sandalye hareket etmeye başlar.  Elinizi kullanmadan bir motoru sürmek de aynı etkiye sahiptir. Ayaklıklardan birine beya diğerine basmak çok az bir etki doğurur, ve motor çok az yana yatarak karşılık verir. Lastik, daha küçük bir çap üzerine yuvarlanır ve motosiklet biraz dönmeye başlar.

Ayaklıklara ağırlık vermek, belki en fazla dönüşün %1 veya %2’sini açıklayabilir. İsterseniz kendiniz deneyin. Saatte 25 kilometre hız ile giden bir motosiklet gidonlardaki kontrayönlendirme olmadan koniler arasında makas atamaz, hassas bir hat üzerinde hızlı gidemez, çukurlardan kaçamaz veya garaj yolunuza giremez. Bu yönlendrme değildir.

Kontra yönlendirme roket bilimi değildir. Gidonun sağ elciğini iterseniz motor sağa doğru eğilir/yatar ve sağa döner; daha çok iterseniz daha çok yatar ve daha çok döner. Tersine, itmeyi bırakırsanız, motorun eğilmesi durur.

Bu yöntem, hızlı ve kolaydır. 100% etkilidir. Ve, yön verme ile ilgili daha önce yaptığımız tanıma göre ustaca işlemektedir.

Birçoğumuz kontra yönlendirmeyi, farkında olmadan, bisiklet kullanırken öğrenmişizdir. Kas hafızasında yer eden bir hareket, sorgulanmadan orda kalır. Bu hareketi, üzerinden hiç düşünmeden gerçekleştiririz.

Eğer, ayaklıklara ağırlık vermek sizi motosikletinizle daha fazla bütünleşmiş hissettiriyorsa, sorun yok, ancak, anlamalısınız ki %2’lik küçük bir etkiye sahip bu hareket, ne yanlış bir hareketinizi düzeltir ne de acil bir durumda size fayda sağlar.

Aksi, Newton’un hareket yasalarına tamamen zıttır.  Eğer bu kanunlar olmasaydı, motosikletler, üretilemezdi bile. Ve hatta bu motosikletler ne Laguna Seca ne de herhangi bir virajda az ya da çok isabetli bir şekilde yönlendirilebilirdi.

FİLMLERDEKİ ÜNLÜ MOTOSİKLETLER

Motosikletler üzerine yapılmış birçok film varken neden kitaplara odaklandığımı olduğum soruyorlar. Bunun birkaç sebebi var: Burada, hem insanlara ilham veren (motosiklete binme sevgisini arttıran) hem de eğitici niteliğe sahip (sürüş tekniklerinin geliştirilmesine katkıda bulunan) kitapları listeliyorum. Sadece kitaplar bu iki görevi aynı anda yerine getirebilir.

Bunun ikinci sebebi, filmlerden çok kitaplara tutulmuş olmam ve film seçiminde ve yorumlamasında o kadar da yetkin olmamam. Gelen talepler üzerine burada, okuyucularımdan gelecek katkılara da güvenerek, “Filmlerdeki Ünlü Motosikletler” başlığıyla yeni bir bölüm açıyorum.

http://knowhow.napaonline.com adresinden yayın yapan HOLLY REICH bloğundaki bu beş filmlik seçkiyi çok beğeniyorum

Eski ünlü filmlere bakarsanız, motosikletlerin yer aldığı binlerce sahne görürsünüz. Bunların bir çoğu, silahlı çatışma sahneleri, dikkatsiz sürüşlerle dolu sahneler, korkunç kazalar, deli karakterler ve abartılmış sahneler içerir. Ancak bu unutulmaz sahnelerde aynı zamanda, bazen inanması güç derecede, yetenek ve akıl dolu, teknik sürüşler de yer alır . Aksiyona dalmaya hazır mısınız? İşte filmlerdeki en ünlü beş motosiklet:

Büyük Kaçış / The Great Escape: 1963 (Triumph Trophy)

Yönetmenliğini John Sturges’in üstlendiği, İngiliz yapımı bir II. Dünya Savaşı filmi. İngiliz mahkûmların bir Alman hapishanesinden kaçış hikayesini anlatan film en çok baş aktör Steve McQueen’in hapishaneden kaçış sahnesiyle hatırlanmaktadır. McQuenn’in ünlü motosikleti, Alman yapımı bir BMW’ye benzemesi için üzerinde değişiklikler yapılmış olan bir Triumph TR-6 Trophy 650CC. Tepelerin üzerinde Alman gardiyanlar tarafından kovalanan McQueen, hapishaneyi çevreleyen dikenli teller üzerinden cesur bir şekilde atlayarak hapishaneden kaçar.  Sigorta koşulları sebebiyle McQueen’in bu atlayışı yapmasına izin verilmez. Onun yerine, atlayış dublörü Bud Eatkins tarafından gerçekleştirilir.

Motosikletteki Kız / Girl on a Motorcycle: 1968 (Harley-Davidson Electra Glide)

“Naked Under Leather” adıyla da ünlenen bu film Jack Cardiff tarafından yönetildi ve Rebeca’yı canlandıran Mrianne Faitfull başrolünde yer aldı. Yeni evlenen Rebeca, Fransa’da yaşayan kocasını terk edip Heidelbergte’ki aşığının yanına gelir. Rebeca, 1967 model bir Harley Davidson Electra Glide’a binmektedir.

Özgürlüğün Bedeli / Easy Rider: 1969 (Harley-Davidson Hydra-Glide)

Yönetmen Dennis Hopper. Wyatt (Peter Fonda) ve Billy (Dennis Hopper)  destansı bir motosiklet seyahatiyle tüm ülkeyi bir ucundan diğerine gezerler. Meksika’dan gerçekleştirdikleri kokain kaçakçılığı sonrasında Kaliforniya’da bir uyuşturucu satışı gerçekleştirirler ve parayı motosikletlerinin gaz deposuna saklarlar. Yol boyunda, hippiler toplu halde zaman geçiririler, hapse atılırlar mezarlığa kötü bir ziyaretleri olur. Filmde kullanılan Harley Davidson Hydra-Glyde model motorlar gerçekten görmeye değerdir Cliff Vaughs ve Ben Hardy bu motorlar üzerinde tüm hünerlerini kullanarak onları birer chopper’a dönüştürmüştür.

Kill Bill: Vol 1: 2003 (Kawasaki ZZR 250)

 “Dünyanın en ölümcül kadını” olan Uma Thurman dört yıl süren bir komadan uyanmıştır. Evlilik Partisinde yer alan herkesten intikam almaya yeminlidir. Bu Quentin Tarantino filminde Thurman düşmanlarını, büyüleyici yeşil bir motosiklet kostümü içinde Tokyo caddelerinde kulandığı Kawaski ZZR 250 ile takip etmektedir. 

Motosiklet Günlüğü / Motorcycle Diaries: 2004 (Norton)

Walfer Salles tarafından yönetilen film, 1952’de 23 yaşında arkadaşıyla birlikte Brezilya’dan Peru’ya motosikleti ile seyahat eden Ernesto “Che” Guevera’nın gerçek hikâyesini konu almaktadır.  Başlangıçta kaygısız bir şekilde başlayan bu seyahat, Güney Amerika’da yaşanan büyük yoksulluk, hastalık ve zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği deneyimleyen genç Ernesto için hayatını baştan başa değiştirir. Gezi, Ernesto’nun, Che Gevera olarak tanınan ünlü bir devrimci olmasında büyük bir rol oynar. Filmde restore edilmiş Nortonlar kullanılmıştır.