PAYLAŞMAK ÖNEMSEMEK MİDİR?

Arkadaşımla bir internet sitesini paylaştıktan sonra bilgisayarımın ekranında beliren mesaj beni duygulandırdı: “paylaşmak önemsemektir” diyordu ve birden zihnimde o klasik soru çıktı ortaya: Neden? Küçük bir bilgi parçasını paylaşmak, bu paylaşıma dahil olan kişileri önemsediğimizin bir belirtisidir?   

Geçtiğimiz aylarda politik içerikli 140 Amerikan web sitesi yayınlayan ve ABD başkanlık adayları hakkında binlerce sahte haber “paylaşan” Makedonya’nın Köprülü (Veles) şehrindeki gençlerin, elbette okuyucuları önemsemekten çok daha başka hedefleri vardı: “Google AdSense hesaplarına paranın damlamasını izlemek” muhtemelen en başta gelen motivasyon kaynaklarıydı. Yine de birçok insan bilgiyi belgelemek için emek ve zaman harcayan ciddi gazeteciler yerine, hiçbir destekleyici kaynağı olmayan uydurma haberlere inanmayı tercih ediyorlar.

Sanırım aynı şey sosyal medyada paylaştığımız binlerce fotoğraf için de geçerli: paylaşmak insanın kendini tatmin etmesini sağlıyor ve önemsemek de sadece bu paylaşım sebebinden kaynaklanıyor.

Örnek: Türkiye’nin en önemli bölgelerinden biri olan Kapadokya’ya sürüş yapmak elbette diğer sürücü dostlarla paylaşmaya değerdir. Peri bacalarının önünde parlayan motorların ve parlayan kaskların fotoğrafları pek fazla önemsemek değil, daha çok para ve motorla neler yapılabildiğini göstermektir.

En iyi yollar, kalınacak yerler, hiç geçilmemiş yollar nasıl aşılır, en iyi “motorcu dostu” yerler gibi konularda tavsiyelerle birlikte rotayı paylaşmak ise, benim fikrime göre, bir önemseme şeklidir.

Yola çıkıp aynı sürüşü yapmak için bir neden sunmak, tabi bunu iyi fotoğraflarla resimlendirmek.

Bir öğretmen (herhangi bir öğretmen ya da eğitmen) öğrenmek arzusundaki biriyle bilgiyi paylaştığında bu açık bir önemseme eylemi değildir: okuldayken kişiliğimizi ya da öğrenmemizi hiç önemsemeyen pek çok öğretmeninizi düşünün. Sadece yetkinliklerini “gösterir”, otoritelerini kurar ve cehaletimizi ortaya koymaktan hoşlanırlardı. Paylaşmak (belki) ama önemsememek (kesinlikle).

Yine de “paylaşmak önemsemektir” sözü içinde derin bir gerçeklik barındırıyor: paylaştığımız kişiyi gerçekten önemsemeden, gerçekten paylaşmak mümkün değildir. Paylaşım yaptığımız kişiyi anlamadan ve takdir etmeden paylaşma olasılığı yoktur.

Bir grup motosikletçiyle buluşmamızda sürüş yetkinliği ve güvenliğini geliştirmenin en iyi yolunun ne olduğu tartışılırken bunu düşünüyordum: teknolojinin sunduğu paylaşım olanaklarını konuştuk. Yaşam ve sürüş tarzımızı paylaşmak için yeni girişimleri konuştuk. Ama diğer sürücü dostlarımıza verdiğimiz önem ve iki teker üzerinde olma tutkumuzdan çok az bahsettik. Tüm motorcuları birbirine bağlayan derin dostluk artık sadece grubumuzun üyeleriyle sınırlı. R. D. Putman terminolojisi kullanırsak, aramızda “bağlayıcı güven” yerine daha çok “köprü kuran güven” mevcut ve motosiklet camiasındaki “sosyal sermaye” artık risk altında.

Birbirimize bir çok şekilde ve zekice bağlı olduğumuz halde, sosyal medyayı ve sosyal olanakları yeni deneyimlere, yeni motorculara ve yeni fikirlere ve onlarla birlikte gelen yeni fikirlere açılmak yerine, üyesi olduğumuz küçük gruba olan aidiyetimizi pekiştirmek için kullanma riskini alıyoruz. Eski zamanlarda saatlerimizi (normalde Cumartesi sabahları) motosiklet galerilerinde, motosiklet aksesuar ve kıyafetleri satan mağazalarda, motosikletlerin geliştirildiği ya da onarıldığı atölyelerde veya motorcuların uğradığı yakınlardaki kafelerde geçirirdik.

Her seferinde yeni insanlarla tanışırdık, yeni motorcularla ya da motorcu olmak isteyenlerle, onlarla deneyimlerimizi paylaşır, yeni sürüşler planlar, şaşırtıcı (ve bazen de inanılmaz) cesaret hikayeleri dinlerdik. Paylaşırdık; en önemlisi birbirimizi ve bir daha nadiren karşılaşacağımız kişilerle kalıcı dostluklar kurmayı önemserdik.

Bu paylaşım ve önemseme ortamı bugün hala bazı yarış aktivitelerinde kulüp seviyesinde hissedilebilir durumda.

Cömert motorcuların “Uluslararası Transanatolia Rallisi”nin iptal edilmesiyle boşalan yeri doldurmak amacıyla Türkiye’nin güney kıyılarında düzenlediği bir enduro etkinliği olan Baja Anatolia’nın başlangıç ve bitişini izlemeye gitmiştim. Organizatörlerin zekası, pilotlara ve izleyicilere verdikleri önem, tüm etkinliklerin yansıttığı ruh ve dostluk duygusu bana göre önemsemenin iyi bir örneğiydi ve önemsemenin sonucu olarak da bilgi ve tutkuyu paylaşmayı başardılar.

Bu her iyi sürüşten aldığımız derstir: birbirlerini nezaketle önemseyen arkadaş grubu “yoldan” öğrenme tutkusunu da derinlemesine paylaşır.

Nezaketle önemsemek ve tutkuyla paylaşmak her sosyal çalışmada bulunması gereken iki unsurdur: bu iki unsur olmadan paylaşım bencilce bir kutlamaya veya ticari bir eyleme dönüşür.

Valentino Rossi’den “kim daha çılgın?”

Şimdi çok geçmişte kalan 2008 yılının Mayıs ayında Valentino Rossi İtalyan “Panorama” dergisi için gazeteci Emanuele Farneti’ye bir röportaj vermişti.  Bir çok konunun yanında, Valentino Rossi’nin 2004 yılında (12 yıl önce) Ferrari Formula One takımıyla birlikte yaptığı testi de içeren çok samimi bir röportajdı. 

2004 yılında -dedi Farneti- Formula One’a geçiş yapma düşüncesiyle bir Ferrari test edip, sonra MotoGP’de ve iki teker üzerinde kalmaya karar vermiştiniz. Bu karardan pişmanlık duyuyor musunuz?

Bu zor biri seçimdi -diye yanıtladı Valentino Rossi-. Çok zordu. Pişmanlık doğru kelime değil ama bazen geriye dönüp bakıyorum, çünkü o spor dalında neler yapabileceğimin merakıyla kaldım.

Testlerde hızlıydım ve Ferrari’yle yarışmak her zaman hayalimdi. Yine de, o zaman atlayış yapmaya hazır değildim, bu nedenle motosikletle devam ettim.

Bir Formula otomobili sürmek ve bir GP motosikleti sürmek birbirinden tümüyle farklı iki duygu, iki his.

F1 motosiklet sürmenin ekstrem hazzı: bir arabanın içinde değil, daha çok pilota büyük motivasyon verdiğiniz bir Jet uçağının içindesiniz. Bir motosikletçi için bu ilginç bir his çünkü bacaklarınızı bir kara deliğin içine koymanız gerekiyor.

F1 pilotları bize çılgın olduğumuzu söyler çünkü biz kutunun DIŞINDA duruyoruz, diğer yandan biz motorcular da onlara asıl çılgın olanın onlar olduğunu söylüyoruz çünkü kutunun İÇİNDELER.

Kim daha çılgın? Sanırım biz.

TEMEL KÜTÜPHANE: Ciddi anlamda düşündüren bir klasik. Haklı olarak ünlü. En kültürlü edebi eser.

MOTOSİKLETÇİNİN TEMEL KÜTÜPHANESİ için bülten okurumuz Boran Gökbulut’tan ilginç bir tavsiye aldım. Tavsiye edilen kitap Chris Harman’ın “Halkların Dünya Tarihi”: Tarih -diye yazmış Mr. Harman- bugün yaşadığımız hayatlara neden olan olaylar dizisinden ibarettir. Nasıl kendimiz olduğumuzun hikayesidir. Böyle olunca da, küçük puntolarla yazılmış 620 sayfayı okumaya gücünüz ve zamanınız varsa bu kitap nasıl motosikletçi olduğumuzu anlamamıza yardımcı olabilir. Bu kitabı insanlık tarihinin en iyi kayıtlarından biri olarak görüyorum ve okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum: yine de, seçim kriterlerini değiştirmeden MOTOSİKLET TEMEL KÜTÜPHANESİ’ne dahil edemem.

 Bu ay kütüphanenin onur listesine giren kitap klasik bir eser: Robert M. Pirsig (resimdeki) tarafından yazılmış Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı. 

Aerostich kataloğu bu başyapıtı birkaç basit kelimeyle anlatmış: “Hiçbir motosikletçinin kütüphanesi bir sürücünün değer felsefesi ve hayatın anlamını arayışını anlatan bu klasik kitaptan yoksun olmamalı. Çok güzel yazılmış. Akıl sağlığı, kalite ve değerler üzerine fikirlerle dolu. Şaşırtıcı bir hikaye. Ciddi anlamda düşündüren. Haklı olarak ünlü. En kültürlü edebi eser”

ŞİMDİLİK, TEMEL KÜTÜPHANEDE BULUNANLAR:

Farklı bir şey belirtilmedikçe tüm kitaplar İngilizce olarak Aerostich web sitesinde mevcuttur.

  1. Motorcycle Roadcraft: The Police Rider’s Handbook to Better Motorcycling (Türkçe versiyonu “Motosiklet Yol Sanatı”nı OMM’de bulabilirsiniz)
  2. Full Control (Türkçe versiyonu “Motosiklette Tam Kontrol”ü OMM’de bulabilirsiniz)
  3. Total Control: Lee Parks’tan Yüksek Performanslı Cadde Sürüşü Teknikleri (Türkçe versiyonu “Tam Hakimiyet”i OMM’de bulabilirsiniz)
  4. The Perfect Vehicle: Melissa Holbrook Pierson tarafından Motosikletler Hakkında Ne Varsa
  5. The Upper Half of the Motorcycle: Bernt Spiegel tarafından Sürücü ve Motorun Uyumu Hakkında 
  6. “Bodies in motion” – yazan Steven L. Thompson
  7. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı – yazan Robert M. Pirsig

Bobby Zimmerman, Bob Dillon ve Nobel ödüllü Bob Dylan hakkında (yazan Bob Higdon)

Bob Higdon dahi bir insanın içinde müthiş kişiliklerin bir kombinasyonu: bilim adamı, filozof, avukat, yazar, gazeteci ve “milyon mil Sürücüsü”. Yıllarca makalelerinden keyif almış ve kurgusal espri anlayışından öğrenmiş bizler için örnek yetenekler dizisi.

Bob Dylan’ın 2016 yılındaki sürpriz Nobel Edebiyat Ödülü adaylığıyla, Bob’dan ünlü şarkıcı ve şairler hakkında yıllar önce yazmış olduğu mistik makaleyi burada Roadcrafter’ın yaratıcısı Andy Goldfine’la birleştirerek tekrar yayınlamak için iznini istedim. Bob cömertçe kabul etti.

Aerostich şirketinin kurulmasının 30. yılını kutlamak için, geçen yılın Ağustos ayı sonunda Andy Goldfine arkadaşlarını, ailesini ve hayranlarını Çok Sıkıcı Toplantı için üçüncü kez (bu etkinliği 2003’ten beri beş yıllık aralarla düzenliyor) Duluth-Minnesota’ya davet etmişti. Toplantı paketinin içinde, Bobby Zimmerman’ın çocukluğunun geçtiği 519 N. 3rd Avenue E. Adresi başta olmak üzere, bölgede görülebilecek yerlerin listesi yer alıyordu.

Bir bakmak için adrese doğru sürdüm. Oldukça dik bir eğime cesaretle tutunmuş dubleks bir ev. Superior Gölü güney doğuya doğru tepenin dibinde yer alıyor. Motoru durdurdum ve eve uzun uzun baktım.

“İşte bu,” diye düşündüm. “Aradaki bağlantı. Duluth’da doğmuş iki ahbap. Motosikleti dik tutamayan Zimmerman ve motorlara kişisel ve sosyal olarak dönüşümsel iyilik gözüyle bakan bir adam. Mükemmel. Zıtlığı kendi içinde. Hikaye kendi kendisini yazacak.”

Ve öyle de oldu, her ne kadar altı ay alsa da ve oldukça ruh ezici yetersizlik üretse de. Ama görüyorum ki biraz hızlı gittim. Birkaç şeyi açıklamam gerekiyor.

Öncelikle, bağlantı. Eğer bir motosiklet gezisine çıkarsanız ve maceranızla ilgili bir hikaye yazarsanız, okuyucularınıza benzine ne kadar verdiğiniz ve Mom’s Cafe’de yumurtaları nasıl pişirdiklerinden daha fazla şey anlatmalısınız. Motosiklet kulüplerinin bültenlerinde ve dergilerinde görülen değersiz gezi hikayelerinde yanlış olan şey de bu işte. Okuyucuyu yakalayacak ve “İşte benim sürüşümü eşsiz kılan şey bu” diyebileceği bir unsur yok. Her iyi hikaye -yarım saatlik televizyon komedisinden Kral James İncili’ne kadar- izleyiciyi ele geçirir.

İkincisi, Bobby Zimmerman. Kendisini Bob Dillon (daha sonra Bob Dylan) olarak yeniden yaratmadan önceki ismi buydu, New York’a taşındı ve 1961’de Greenwich Village’taki folk müzik sahnesinin bir parçası oldu. İyi ahbap Goldfine’ın tam tersine, o bana göre kötü ahbap olurdu. İşte okuyucuyu yakalayacak unsur: yenilikçi bir O.K. Corral olarak modern batılı Duluth, siyah şapkalı adam, beyaz şapkalı adam ve atlar yerine motosikletler. Bu kadar basit.

Genç Bob Dylan’dan kötü adam yaratmak çocuk oyuncağıydı. New York’a geldiği andan itibaren hemen orta sınıf geçmişiyle bütün bağlarını silmeye, saf muhabirlere verdiği röportajlarda altı yıl boyunca sirkle seyahat ettiğini, günde 25$’lık eroin bağımlılığıyla mücadele ettiğini ve arada sırada erkek fahişelik yaptığını anlatmaya başladı. Arkadaşlarına aşağılıkça davranmaya başladı, ancak ham bir yeteneği vardı ve sonunda arzusuna ulaştı. N. 3rd Avenue E adresinden çıkan kıvırcık saçlı çocuk ünlü oldu.

Sonra 29 Temmuz 1966’da Woodstock, New York yakınlarında 650 Bonneville’in küçültülmüş versiyonu olan iki yıllık Triumph T100’ü ile kaza yaptı.

Yıllar içinde kazanın oluş biçimini en az üç farklı versiyonla anlattı. En basit gerçek şuydu ki, motosiklet becerileri en iyi ihtimalle vasattı. Joan Baez Dylan’ın “o şeyin üzerinde un çuvalı gibi durduğunu” yazmıştı. Pek muhtemelen soğuk, havası sönük lastiklerle yola çıkıyor ve ilk on beş metrede düşüyordu.

Birkaç boyun omurunu çatlattığını ve bir hafta boyunca kritik durumda kaldığını iddia etse de, ne polis ne de ambulans çağırılmıştı. Hastaneye değil, sonraki altı hafta boyunca basını hastasından uzak tutmak konusunda uzmanlaşmış bir hippi doktorun evine götürülmüştü. Kaza Dylan’a yıllardır kontrolden çıkmış çılgınca dönüp duran hayatını yeniden düzene koymak için zaman vermişti.

Bir röportaj sırasında, “Gittiğim yolda devam etseydim muhtemelen ölmüş olurdum” demişti. Sekiz yıl boyunca turneye çıkmayacaktı.

Andy Goldfine’ı erdemli bir kovboy olarak resmetmek de bir o kadar kolaydı. Yetişkin hayatını motosikletçilerin, deyim yerindeyse, tek parça kalmasına yardım etmeye adamıştı. 1982’de, yalnızca kar motoru tulumları gibi outdoor kıyafetler üretmeye uygun, endüstriyel güçte dikiş makineleri satın aldı.

Motosiklet kullanan, bir sürü dikiş makinesi sahibi, felsefe dalında eğitim görmüş kolej mezununu alırsanız ne elde etmiş olursunuz? Tabi ki ikonik Roadcrafter tek parça motosiklet tulumu.

Her ne kadar kullanışlı bir şehir içi kıyafeti gibi tasarlanmışsa da, motosiklet basın heyeti ve daha maceracı ve azimli bir kitle tarafından çabucak benimsendi. “dünyanın dört köşesindeki sürücülerden fotoğraflar alıyorum,” diyor Andy. “tulumları işe giderken giyiyor olsalardı da aynı derecede mutlu olurdum.” Öyle olsa bile, uzun mesafe sürücüsünün modern simgesi, John Ryan, Roadcrafter ile o kadar ayrılmaz derecede bütünleşmişti ki, geçen sonbaharda tulumunun içinde toprağa verildi.

Goldfine’a göre bu her zaman bir şeyler satmanın ötesindeydi.

Motosiklete binmenin sizi daha sağlıklı, daha mutlu ve daha uyumlu bir insan yaptığına gerçekten inanır.

Hiç usanmadan dopamin ve endorfin salgılarından bahsedecektir. Heyecanlanır. Gözleri parlar. Kendi kendisinin ShamWow reklamı gibidir. Ama durun! Dahası da var! Motosiklet sürmek kolay değildir. Bobby Zimmerman’a sorun. İki el ve iki ayak karmaşık, sofistike bir dansla hareket eder. Beş duyunun tümü tetiktedir. Beyin ve popo ve diğer herşey kontrol için savaşır. Bu işin kıvırdığınızda -yani bu iki tekerli kısrağı istediğiniz yere istediğiniz zamanda götürdüğünüzde- artık kendi kendisini onaylamış bir dahisinizdir. Kendinizi bu kadar iyi hissetmenize şaşmamak gerek.

Son bir paragrafta Dylan’ın hayatını rüzgarda üfleyerek ve aynı şarkıyı iki yüz milyon kez söyleyerek geçirmesi, buna karşılık Andy’nin hayatının sürekli değişmesinden bahsettim. Ucuz benzetme elbette, ama kolaydı.

Makale hazırdı. Bill Shaw ve Mike Kneebone’a emaille gönderdim. Bir de not yazdım: “Andy’ye de hikayeyi doğrulaması için gönderdim ama sanırım onaylayacaktır.”

Pek öyle olmadı.

Cevap emailinde Dylan’la ayrı düşmüş birinci dereceden kuzen olduklarını yazmıştı. Kendimi biraz rahatsız hissettim. Zimmerman’ların yaşamış olduğu N. 3rd Avenue E adresindeki dubleks ev Andy’nin büyükbabasınındı. Of. Belki de genç Bob D.’a karşı biraz sert davranmıştım.

Elbette, eski günlerde bazı uydurma hikayeler anlatıyordu, ama eğer on dokuz yaşındaysan ve ümitsizce fark edilmek istiyorsan, herşeyi söylersin.

Okumayı bıraktım ve Andy’i aradım.

40 dakika boyunca konuştuk. Hikayemi kurtarmaya çalışmıyordum. Artık atomik toza dönüştüğünü biliyordum. En zorlu cümbüşün içinde başarıya ulaşmaya hevesli hırslı bir çocuğa, Amerikan müzik tarihini yeniden yazacak olan adama şaplak atma konseptim tamamen açığa çıkmıştı.

Aptal bir motor kazası geçirdi ve bundanmahçup oldu; sanki ben olmamışım gibi, defalarca. 50 yıldan uzun sürede elliden fazla albüm. Toz. Her kelime tozdu.

Telofonu kapattık. Toplantıda bizlere Zimmerman’ların ve Goldfine’ların hikayesini neden anlatmamıştı. Başımı iki yana salladım. Hiç onun tarzı değil. Şu ana kadar kendimi nevrotik hissediyorum. Yazının teslim tarihi günler önceydi ve benim ilginç yeni bir konu bulmam gerekiyor. Panik. Kendinden iğrenme. Nasıl bu kadar yanlış yapabildim? Sakin ol. Bir MP3 albümünün sesini aç. Hmm. Nashville Skyline. Bundan daha iyi bir şey bulmak zor. Bu elbet çözülecek. Her zaman öyle olur. Biraz kafeine ihtiyacım var.

SIPDE (TATKU) Yöntemi: Sizi güvende tutacak beş adım

2000 yılının Haziran ayında, bugün bile hala tekrarı yapılmamış olan TÜRKİYE’NİN DÖRT KÖŞESİ uzun mesafe sürüşüne başlarken, iyi bir sürücü ve mükemmel bir arkadaş olan rahmetli Cemil Türker elinde bir parça Post-It’le geldi ve ön camımın içine yapıştırdı.

Üstünde “SIPDE” yazıyordu ve o zamandan beri sürüşte ve eğitimde çoğunlukla bu askeri kısaltmayı kullanırız. LAM’ın dergisi “Progress”te bunun güzel bir örneği sunulmuş. Norton Hawes (LAM Grubu Başkanı) bunu yayınlamamız için bize izin verdi.

Deneyimli sürücüler çevrelerinde ne olup bittiğinin farkında olmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Sürüş stratejilerini oluştururken SIPDE (Türkçe’si TATKU) olarak bilinen bir sistem kullanırlar. TATKU trafikte karar vermek ve aksiyon almak için kullanılan yöntemin kısaltması.

Açılımı: Tara, Anla, Tahmin Et, Karar Ver ve Uygula.

Tara
Olası tehlikeleri detaylı şekilde ara. Taramak size aksiyon alabilmek için zamanında karar vermenizi sağlayacak ihtiyacınız olan bilgiyi sağlar.

Anla
Olası tehlikelerin ve potansiyel çatışmaların yerini belirle. Karşılaştığınız tehlikeler size etkilerinin ne kadar ciddi olabileceğine bağlı olarak üç gruba ayrılır.

  • Arabalar, kamyonlar ve diğer araçlar – Yolu sizinle paylaşırlar, çabuk hareket ederler ve sizin de onlara olan reaksiyonunuzun hızlı ve kesin olması gerekir.
  • Yayalar ve hayvanlar – Öngörülemez ve kısa çabuk hareketleriyle karakterize edilirler.
  • Hareketsiz objeler – Çukurlar, çitler, köprüler, ağaç dizileri yolunuza çıkmayacaktır, ama sürüş stratejinizi oluşturabilir ya da karmaşık hale getirebilirler.

Sizinle diğer trafik arasındaki en büyük çatışma potansiyeli kavşaklarda olur. Kavşak şehir içinin tam merkezinde de olabilir, evlerin olduğu bir sokakta evin garajını sokağa bağlayan yol da -diğer araçlarla yolunuzun kesişebileceği herhangi bir yer. Birçok motosiklet/araba kazası kavşaklarda meydana gelir. Ve bu kazaların çoğu karşıdan gelen aracın sola motosikletin önüne doğru dönmesinden dolayı olur. Kavşaklarda TATKU’yu kullanmanız hayati önem taşır.

Tahmin Et
Olası tehlikenin sizi nasıl etkileyebileceğini öngörün. Potansiyel tehlikenin hareket yönü önemlidir. Elbette, sizden uzaklaşmakta olan bir araç, sizin yolunuzda giden bir araç kadar kritik değildir.

Tehlikenin etkisini belirleyin – örneğin, çarpışma nerede meydana gelebilir? Tehlike ne kadar ciddi? Çarpışma olasılığı nedir?

  • Bu TATKU’nun sizin bilginize ve deneyiminize bağlı olan “Ya olursa…?” aşamasıdır. Şimdi olası tehlikenin sonuçlarını tahmin edin. Tehlike -ya da ondan kaçınma çabanız- sizi ve başkalarını nasıl etkileyebilir?

Karar Ver
Olası tehlikeyi nasıl azaltacağınızı belirleyin. Yapabileceğiniz yalnızca üç şey var:

  • Varlığınızı belli edin. İletişim alabileceğiniz en pasif aksiyondur, çünkü başkasının yanıtına bağlıdır. Farlarınızı ve kornanızı kullanın, ama onlara güvenmeyin.
  • Hızınızı ayarlayın. Hız ayarlamaları ivmelenme, yavaşlama veya durma şeklinde olabilir.
  • Konumunuzu ayarlayın. Konum ayarlama şeritteki konumu değiştirme ya da tümüyle yön değiştirme de olabilir. Her iki durumda da, ayarlama derecesi olası tehlikenin ne kadar ciddi olduğuna ve ne kadar alan ve zamanınız olduğuna bağlıdır. Kararınızı uygulamak için ne kadar çok alan ve zamanınız varsa, karşılaşacağınız risk de o kadar az olur.

Kavşaklar gibi yüksek risk potansiyeli olan bölgelerde, tepki vermek için ihtiyacınız olan zamanı azaltarak kendinize daha fazla zaman ve alan verin. Her iki freni ve debriyajınızı kullanmaya ve olası kaçış yollarıyla daima hazırlıklı olun.

Uygula
Kararınızı uygulayın. Bu sürüş becerilerinizin devreye girdiği ve içgüdüsel hale gelmeleri gereken nokta. Eğer uygulamak için gereken becerileriniz yoksa, en iyi kararı almış olmanızın hiçbir anlamı yoktur.

YENİ YIL KARARLARI

Her ciddi ve yetkin motosiklet sürücüsü aşağıdaki 2017 KARARLARI’na bir göz atmalı ve bu sefer bir değişiklik olsun diye, seçim vaatlerinde bulunan politikacılardan daha fazlasını yaparak, en azından 5 maddenin 2’sini gerçekleştirmeye çalışmalı. 

  1. SEVGİ ve HIZ – 2017’de her koşulda belirlenmiş hız limitine uyacağım ve bunu yapmadığımda beni yakalayan polis memuruna memnuniyetimi ifade edeceğim.
  2. GÖRÜNÜM ve GÜÇ – 2017’de bir sonraki motorumu seçerken modelin özelliklerinde beygir gücüne bakmayacağım. Görünüm güçten daha iyidir.
  3. SABIR ve RÖMORK 2017’de asla sağdan sollamayacağım (ya da yanlış taraftan sürüyorsan soldan), sabırla o römorkun uzaklaşmasını bekleyeceğim ve nihayet uzaklaştığında sürücüsüne teşekkür edip gülümseyeceğim.
  4. 2017’de aşağıdaki sürücülere duygularımı ifade ederken kullandığım dili ve ifade ediş biçimimi değiştireceğim:
    1. İşaret vermeden aniden yönünü değiştiren
    2. Bakmadan kapısını açan
    3. Kavşakta beklemeden geçen
    4. Motorları görmeyen ve üzgün olan
  5. TEKNİK & AŞIRI KORUMA – 2017’de şu unsurları giymeyi reddederek güvenli kıyafet konusunda bir sınır koyun: a) dirsek içi için titanyum koruma b) kalça bölgesi için şişirilmiş şok emiciler c) profesyonel eldivenlerin iç ve dışında kullanım için karbon fiber tırnak koruyucu d) kaza durumunda kaskın önünden otomatik olarak çıkan paslanmaz çelik vizör f) Adventure montun ön cebindeki gömme anahtarla (fly-by-wire) çalışan fırlatma koltuğu (sadece BMW modellerinde bulunur) g) Ataletle aktive olarak yanlardan ek tekerlekler çıkaran Transformer çantaları.